Kadının Türk Toplumundaki Yeri

Yıllardan beri kadının Türk toplumundaki yeri yalnızca ev ile sınırlandırılmış, iş hayatına açılımı ise bazı sözlü kurallar dahilinde dış etmenler tarafından olabildiğince kısıtlanmıştır. Sanayi toplumuna geçişle birlikte ise kadının iş hayatındaki yeri biraz daha artmış ve bu kulvarda kadının da olduğu topluma alıştırılmaya başlanmıştır. Özellikle Cumhuriyet yıllarından sonra kadına bir takım hak ve özgürlükler tanınmış ve yasa önünde erkekle eşit konuma getirilmiştir. Her ne kadar Cumhuriyet Dönemi’ne geçişle birlikte anayasa önünde bir takım haklara sahip olduğu bilinse de; iş yaşamında, aile içinde, sokakta ‘kadının yeri evidir, çocuklarının annesi olacaktır’ düşüncesi yıkılamamıştır.

Bunun temel nedenlerine inecek olursak Türk yapısının gelenek ve göreneklerine bağlı kalarak bazı baskılardan sıyrılamaması ve bir takım dini yükümlülükler diyebiliriz. Günümüzde hala ataerkil bir toplum yapısına sahip olarak kalan bazı bölgelerin, 19. Yüzyılda kadının rollerini kabullenmesi neredeyse imkansızdı.

Kadının Türk Toplumundaki Yeri

Türk Toplumu ve Kadın

Cumhuriyetin ardından 1950’lerde sanayileşmeye doğru giden Türkiye’de aileler topraktan ayrılma ve kentleşme ile yüz yüze kalmıştır. Bu değişim ile birlikte şehir yaşamının getirdiği ağır yükümlülükler altına giren ailelerde kadın iş yaşamına yönelmeye başlamış ve evde bir ‘ek gelir’ kaynağı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Tüm bunların yanı sıra iş hayatında kadının çok fazla yükselmesine olumlu gözle bakılmaması da açıkça bellidir. Özellikle bu alanda yeri arttıkça ‘kadın çalışan’, ‘kadın mühendis’, ‘kadın doktor’ gibi cinsiyetçi roller de beraberinde artış göstermiştir.

Türk gelenek ve görenek yapısı ataerkil bir toplum düzeyine dayandığı için temel taşlarını tamamen yıkmak günümüzde hala büyük bir sorun teşkil eder. İş hayatına atılan kadının çok büyük işler başarması ve ‘bilim kadını’ olarak adlandırılması toplumun bir kısmı tarafından hala alışılagelmiş bir olay değildir. Geleneksel cinsiyet yollarını etkileyen medyanın bu konuda insanları yanlış yönlendirmesi ise Türk toplumunu hala 21. yüzyılın zorunluluklarına yükseltememesinin en büyük engelidir.

Kadının Türk Toplumundaki Yeri

Kitle iletişim araçları ve medya günümüzde dördüncü güç olarak insanların düşüncelerini belirleme de oldukça etkilidir. Televizyonlarda izlediğimiz reklamlarda özellikle kadının sadece çocuğu ile ilgilenmesi, yemek yapması, temizlik yapması insanların hafızalarına kadının rolünü yanlış kazımıştır.

Ailelerin refah seviyelerinin artması, yetişme çağında olan çocuklarını toplumun dayatmalarından kurtarması ve iş yaşamında daha anlaşılabilir, huzurlu, düzeyli bir ilerleyiş için kadının iş hayatında olması da erkek kadar normaldir.

Geçmişte cinsiyetçi kalıpların etrafında kadınların meslekleri ebelik, öğretmenlik gibi sınıflara sıkıştırılırken günümüzde; yazılımcı, siyasetçi, gazeteci, antrenör gibi meslek grupları ile zenginleştirilmesi, erkek egemenliğinden ayrılmış bir toplumun ilk örneğidir. Kadın çalışanlara en büyük müdahalede bulunan yapının tohumları olan erkekler, geçmişten günümüze bu düzenin en büyük sorumluları arasındadır.

Doğurganlık özelliği tanınan kadının toplumdaki yeri ‘ev hanımı’ olmanın ötesinde bir ailenin yapı taşı olmaktır.

Konuya benzer iş ilanları